banner247
banner174
banner113

Alanya'da turizmin gelişimi!

banner106

Faruk Nafiz Koçak'ın kaleminden...

Alanya'da turizmin gelişimi!

banner108
banner238

Tarih boyunca çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapan Alanya, tarih boyunca birçok gezgin ve tüccarı da ağırlamıştır. Tarihi ipek yolunun denize açılan bir liman şehridir. Alara ve Şarapsa hanları da buna şahitlik etmektedir. 20. yüzyılın başlarında 1914 de devlete ait bir otel vardır. Bu otelin geliri kazada okul açılması için tahsis edilmiştir. Falih Rıfkı Atay’ın 1934 de neşrettiği “Bizim Akdeniz” adlı kitabında dönemin Antalya valisi Nazif beyin “iç seyyahçılık” adını verdiği iç turizmin gelişmesi için her kasaba için senede bir gün ayırdığını, o günlerde tüm kazaların belirlenen kazayı ziyaret ettikleri ve bu geziye “Kasaba Günleri “ adını verdiklerini belirtiyor. O tarihlerde turizmden bahsetmek mümkün değildi. Kuyular önünde Hacıbahriefendi gilin Emin efendiye ait bir kahvenin birkaç odası han olarak kullanılıyordu.

Ayrıca her evde misafirleri ağırlamak için bir iki oda veya müstakil misafirhaneler vardır. Alanya o zaman Fethiye’den Mersin’e kadar tüm kereste ticaretinin merkezi idi. Dolayısıyla çok sayıda orman bürokratı ve devlet memuru geliyordu. Bu memurlarda bu odalarda kalıyordu. Devlet iltimas ve kayırma olur düşüncesiyle bu misafirheneleri kapattı.(1930). Bunun üzerine ikinci büyük han yapıldı.(1933). Damlataş mağarasının sağladığı talep patlamasından dolayı (1950), önce 1951 yılında Alanya Palas Oteli sonra Yayla Palas, Doğan, Ferah otelleri ve Han yatak ihtiyacını karşılamaya başladı. 1952 yılında 20 üye ile birlikte Alanya’yı Tanıtma ve Turizm Derneği kuruluyor.1967 yılına kadar 420 üye ve 850 yatak kapasitesine ulaşılıyor. Ama turizmin gelişiminin başlangıcını 1961 yılında tamamlanan Antalya-Alanya karayoluna ve 1963 te yapılan Alanya 1. Turizm festivaline bağlayabiliriz.

Ama “Kuru üzüm değil, Turizm” sözünü söyleyen ilk turizmci, Damlataş mağarasının kâşifi rahmetli Galip Dere’yi unutmamak gerekir. Mağara 1948 yılında Alanya İskelesi için taş kırılırken tesadüfen bulunur. Mağara bulununca astım hastası Kasap Salih içki içmek için mağaraya girince rahatladığını hisseder. Bunu hükümet tabipliğine de bildirir. Hükümet tabipliğindeki astım hastası Ali Efendi de dener. Mağara ona da iyi gelir. Galip Dere 1950 yılında Demokrat Partililerle bir yolculuğa çıkar. Bu yolculukta okuduğu bir gazetede Almanya’da ikinci dünya savaşında askerlerin sığındığı bir mağaranın astıma iyi geldiği yazmaktadır. Gezi dönüşünde mağaranın tetkiki için hükümetten yardım istemiş ve mağaranın Astım hastalığına iyi geldiğini basın yoluyla tüm ülkeye duyurmuştur.

Mağaraya 1950 yılında milletvekili seçilen Ahmet Tokuş bir kapı yaptırır ve mağaranın kilidini Galip Dere’ye verir. Mağara enteresandır. Sarkıt ve dikitlerden oluşmaktadır. 1952 yılında arkadaşlarıyla birlikte Turizm derneğini kurar ve başkan olur. ”Almanya da olurda Alanya da olmazmı ?” diyerek Ankara Üniversitesi Tıp fakültesinden mağaranın tetkiki için yardım ister.1954 yılında fakülteden Prof. Dr. Hami Koçaş başkanlığında bir heyet görevlendirilir. Günlerce tetkik yapılır. Tetkik olumludur. Yani mağara astım hastalığına iyi gelmektedir. Rapor yerli ve yabancı dergilerde yayınlanır. Adı da Prof.Koçaş’ın dediği gibi Damlataş olur. Bir talep patlaması yaşanır. Ama yeterli yatak yoktur. Artık herkez otel yapmayı düşünmeye başlar. Çünkü Alanya’ya azda olsa turist gelmeye başlar. Aslında talep çoktur. Ama yeterli otel yoktur.

1960 yılında dernek başkanlığına Dr.Hüseyin Sipahioğlu seçilir. Beş yıl görev yapar. Daha sonra rahmetli Hasan Karagöz başkan olur. 1965-1981 arası 16 yıl dernek başkanlığı yapar ve turizmin gelişmesine ençok emeği geçenlerdendir. Bilhassa 1965-1975 yılları ev pansiyonculuğunun ve turizmin altın yıllarıdır.
banner109
banner110
banner111
banner112
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.