Mersin’in Tece ve Davultepe sahillerinde son haftalarda yaşanan yoğun mikroplastik kirliliği kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Sahilleri kaplayan turuncu, kırmızı, sarı, mavi, yeşil ve siyah renklerdeki milyonlarca küçük plastik parçacık, ilk bakışta kum görüntüsü verse de yakından bakıldığında bunların mikroplastik ve plastik hammaddesi olduğu görülüyor.

Konuyla ilgili açıklama yapan deniz biyoloğu Prof. Dr. Sedat Gündoğdu, kirliliğin önemli bölümünün Adana ve Mersin’deki bazı geri dönüşüm tesislerinden kaynaklandığını ifade etti. Gündoğdu, Seyhan, Ceyhan, Tarsus Çayı ile diğer irili ufaklı su yollarının bu plastik atıkları Akdeniz’e taşıdığını belirterek, bu manzaranın her yıl görüldüğünü ancak bu yıl kirliliğin çok daha yoğun hale geldiğini söyledi.

Prof. Dr. Gündoğdu, plastiklerin yalnızca görüntü kirliliği oluşturmadığını, aynı zamanda ciddi bir kimyasal tehlike taşıdığını da vurguladı. Plastiklerin işlenmesi sırasında ortaya çıkan atık suların mikroplastik ve çeşitli kimyasallarla birlikte doğaya karıştığını belirten Gündoğdu, bunun hem çevre hem de halk sağlığı açısından önemli risk oluşturduğunu ifade etti.

Gündoğdu ayrıca, Türkiye’ye yurt dışından getirilen plastik atıkların da bu kirliliğin bir parçası olabileceğine dikkat çekerek, “Başka ülkelerin kirliliğini, birkaç kişinin para kazanması uğruna ülkemize taşıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

Konuya ilişkin değerlendirme yapan Mersin Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erkan Aktaş ise yaşananların artık sıradan bir çevre sorunu olmadığını söyledi. Aktaş, mikroplastik kirliliğinin yalnızca denizi değil, turizmi, balıkçılığı, tarımı, halk sağlığını ve kent ekonomisini de doğrudan etkileyebilecek ciddi bir tehdit haline geldiğini belirtti.

Alanya da     Görev Arkadaşlarını Yasa Boğdu:Sağlık çalışanı trafik Kazasında Yaşamını Yitirdi
Alanya da Görev Arkadaşlarını Yasa Boğdu:Sağlık çalışanı trafik Kazasında Yaşamını Yitirdi
İçeriği Görüntüle

Türkiye’nin son yıllarda dünyanın en büyük plastik atık ithalatçılarından biri haline geldiğini hatırlatan Aktaş, Eurostat verilerine göre yalnızca Avrupa ülkelerinden Türkiye’ye gelen atık miktarının 12 milyon tonu aştığını, diğer ülkelerle birlikte bu rakamın yaklaşık 18 milyon ton seviyesinde olduğunun değerlendirildiğini söyledi. Bu atıkların yeterince işlenmeden doğaya karıştığı yönünde ciddi endişeler bulunduğunu ifade eden Aktaş, denizlerde görülen yoğun mikroplastik kirliliği ile atık ithalatı arasında bağlantı olup olmadığının mutlaka bilimsel olarak araştırılması gerektiğini vurguladı.

Aktaş, “Plaj projelerini konuşmadan önce denizimizin gerçekten sağlıklı olup olmadığını tartışmalıyız.” diyerek, turizmcilerden belediyelere, odalardan üniversitelere kadar tüm kurumların daha güçlü adımlar atması gerektiğini söyledi. Yetkililere seslenen Aktaş, “Acil araştırmalar yapılmalı, acil önlemler alınmalı, acil eylem planları hazırlanmalı. Bu kent sahipsiz değildir.” çağrısında bulundu.

Mersin’den yapılan bu açıklamalar, sezon başından bu yana Alanya, Gazipaşa, Manavgat, Side ve Kemer sahillerinde görülen benzer görüntüleri de yeniden gündeme taşıdı. Her sabah kıyıya vuran naylonlar, plastik parçaları ve renkli granüller nedeniyle vatandaşlar, “Bu atıklar nereden geliyor?” sorusunu daha yüksek sesle dile getiriyor.

Uzmanlar, Akdeniz’e ulaşan plastik atıkların yalnızca bulundukları bölgeyi etkilemediğini, büyük nehirler ve deniz akıntıları sayesinde yüzlerce kilometre taşınabildiğini belirtiyor. Bu nedenle Mersin’de tespit edilen kirlilik ile Alanya ve çevresindeki sahillerde görülen plastik yoğunluğu arasında doğrudan bir bağlantı olup olmadığının bilimsel araştırmalarla ortaya konulması gerektiği ifade ediliyor.

Turizmin gözde merkezlerinden Alanya’da denizin ve sahillerin korunmasının yalnızca çevresel değil, ekonomik açıdan da büyük önem taşıdığına dikkat çeken vatandaşlar, plastik kirliliğinin kaynağının net şekilde belirlenmesini ve kalıcı önlemlerin hayata geçirilmesini istiyor. Sezon başından bu yana artan plastik ve mikroplastik kirliliği, Akdeniz kıyılarında ortak mücadele gerektiren ciddi bir çevre sorunu olarak öne çıkıyor.