Türkiye’nin en önemli gelir kaynaklarından biri turizm. Milyonlarca turistin hayalini süsleyen Akdeniz sahilleri ise bu sezon hepimizi endişelendiren bir tabloyla karşı karşıya. Denizin içinde ve kıyılarda binlerce küçük naylon parçacığı…
35 yıllık gazetecilik hayatımda böylesine yaygın bir kirliliğe ilk kez tanıklık ediyorum.
Geçtiğimiz günlerde Manşet Alanya canlı yayınında konuğum olan turizmci Hasan Uysal da dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Önce Türkler Mahallesi’ndeki otelinin sahiline indiğini ve kıyının naylon parçacıklarıyla dolu olduğunu gördüğünü anlattı. Bunun üzerine aracına binerek Alanya İskele bölgesine gittiğini, orada da aynı görüntüyle karşılaştığını söyledi.
Bu açıklamaların ardından ben de araştırmaya başladım.
Alanya’da farklı bölgelerde faaliyet gösteren otel işletmecilerini tek tek aradım. Görüştüğüm turizmcilerin önemli bir bölümü sahillerde aynı naylon parçacıklarıyla karşılaştıklarını ifade etti. Sorunun tek bir plajla sınırlı olmadığı, birçok noktada görüldüğü anlaşılıyor.
Bununla yetinmedim.
Hafta sonu Manavgat Side sahiline gittim. Orada da deniz kenarında aynı naylon parçacıklarıyla karşılaştım.
Kemer…
Alanya…
Side…
Aynı deniz, aynı görüntü.
İşte tam da bu nedenle artık bu konunun ciddi şekilde ele alınması gerekiyor.
Hasan Uysal’ın dile getirdiği iddiaya göre, bu parçacıklar uluslararası gemilerden denize bırakılan plastik atıkların zamanla parçalanması sonucu oluşuyor olabilir. Bu önemli bir iddiadır ve mutlaka bilimsel yöntemlerle araştırılmalıdır. Bu konuda elimizde kesinleşmiş bir resmi tespit bulunmuyor.
Ancak cevap bekleyen sorular var.
Bu atıklar Akdeniz’e nereden geliyor?
Deniz akıntılarıyla hangi bölgelerden taşınıyor?
Uluslararası gemiler yeterince denetleniyor mu?
Akdeniz’i kirletenler tespit ediliyor mu?
Bir başka konu daha var.
Türkiye, dünyanın en güçlü turizm destinasyonlarından biri. Elbette kamuoyunda farklı ihtimaller konuşuluyor. Hatta bazı kişiler bunun Türkiye’nin turizmine zarar vermeye yönelik kasıtlı girişimler olabileceğini dile getiriyor. Ancak bu yönde herhangi bir somut kanıt bulunmadığını özellikle belirtmek gerekir. Böylesine ciddi iddiaların ancak bilimsel incelemeler ve resmi soruşturmalar sonucunda açıklığa kavuşturulması mümkündür.
Kesin olan tek gerçek ise şudur:
Bu kirlilik devam ederse zarar görecek olan yalnızca sahillerimiz değil, Türkiye’nin turizm markası olacaktır.
Bir turist otelin yıldızına bakmadan önce denize bakar.
Masmavi Akdeniz yerine plastik parçacıkları görüyorsa, bunun olumsuz etkisi sadece otel işletmecisine değil; esnafa, restorana, taksiciye, çiftçiye ve ülke ekonomisine kadar uzanır.
Buradan başta Kültür ve Turizm Bakanlığı olmak üzere Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na açık çağrıda bulunuyorum.
Akdeniz kıyılarında acilen kapsamlı bir inceleme başlatılmalıdır.
Kirliliğin kaynağı bilimsel olarak tespit edilmeli, uluslararası deniz trafiği sıkı şekilde denetlenmeli ve çevreyi kirletenler hakkında gerekli işlemler gecikmeden uygulanmalıdır.
Çünkü denizi korumak, turizmi korumaktır.
Ve unutmayalım…
Deniz kirliliğinin turizme verdiği zarar, çoğu zaman bir savaşın ekonomiye verdiği zarardan bile daha ağır olabilir.