☰
✕
DÜNYA

KENT KÜLTÜRÜNDE EN BÜYÜK TEHLİKE: YERLİ VE YABANCI AYRIMI

Toplumların, kentsel yapıların ve ticari ekosistemlerin gelişim tarihine bakıldığında; bir kenti yıkıma veya durgunluğa sürükleyen en tehlikeli virüsün mikro-milliyetçilik ve "buralı-dışarıdan gelen" ayrımcılığı olduğu görülür. Bir kente emek veren, yatırım yapan, okul yaptıran, istihdam sağlayan veya havasını soluyan insanları doğduğu yere, kütüğüne veya pasaportuna göre sınıflandırmak, sadece toplumsal huzuru zedelemekle kalmaz, kentin geleceğini de ateşe atar.

Ayrımcılık söyleminin ve "yerli-yabancı" kutuplaşmasının yarattığı temel tehlikeler şunlardır:

1. Toplumsal Huzur ve Güvenin Tahrip Olması
Bir şehirde "biz ve onlar" dili başladığı anda toplumsal barışın temelleri sarsılır.

Doğduğu yeri seçme şansı olmayan insanları kütüğü üzerinden ötekileştirmek; komşuluk ilişkilerini, esnaf dayanışmasını ve sosyal dokuyu zehirler.
İnsanların birbirine olan güveni azaldıkça, birlikte yaşama kültürü yerini gerginliğe ve çatışma iklimine bırakır.

2. Ekonomik Çöküş ve Yatırım Sermayesinin Kaçışı
Sermaye, girişim ve iş gücü kendisini güvende hissettiği, kucaklandığı ortamlarda büyür.

İstihdamın Engellenmesi: Şehre gelip fabrikalar, oteller, ticarethaneler açan ve binlerce insana ekmek kapısı olan yatırımcılara "dışarıdan gelen" gözüyle bakılması, o yatırımcıların sermayelerini başka şehirlere veya ülkelere kaydırmasına yol açar.

Katma Değer Kaybı: Bir kente okul, hastane, aşevi kazandıran veya kulüplere, derneklere destek olan hayırseverlerin "hemşehrilik" süzgecinden geçirilmesi, kente yapılacak yeni hayır ve yatırım hizmetlerinin önünü keser.

3. Uluslararası Marka Değerinin Kaybı
Özellikle turizmin, dış ticaretin ve gayrimenkul sektörünün merkezinde yer alan kozmopolit kentler, gücünü dünyaya açık olmaktan alır.

Yabancı ülke vatandaşlarına veya Türkiye’nin diğer illerinden gelen yurttaşlara karşı takınılan ötekileştirici tavır, kentin uluslararası imajını ve "güvenli liman" algısını yerle bir eder.

Kendi kabuğuna çekilen, dışarıdan gelene kapısını ve gönlünü kapatan şehirler bir süre sonra metropolleşme imkânını kaybederek sıradanlaşır ve geriler.

GERÇEK HEMŞEHRİLİK NEDİR?
Bir şehre aidiyet, yalnızca o şehrin nüfus kütüğüne kayıtlı olmakla ölçülemez.

Gerçek hemşehrilik; doğum yeri neresi olursa olsun, yaşadığı kente değer katan, taş üstüne taş koyan, aş veren, doğasını ve kültürünü koruyan, o şehrin dertleriyle dertlenen herkesin hakkıdır.

Bir insanın doğduğu yer onun seçimi değildir; ancak yaşadığı kente, insanına ve ekonomisine hizmet etmesi kendi vizyonudur. Bu nedenle kentsel yarışlarda ve toplumsal hayatta bakılması gereken tek kriter; kimin nereden geldiği değil, şehre ne kazandırdığıdır.

Ayrıştırıcı dil kısa vadede bazı kesimlere geçici kazanımlar sağlasa da, uzun vadede kente verilebilecek en büyük zarardır. Büyümek, gelişmek ve yarınlara güvenle bakmak isteyen her toplum, ayrımcılığın karşısında durup "üretimin, yatırımın ve ortak yaşamın birleştirici gücü" etrafında kenetlenmek zorundadır.