Sürgünün Acısı Unutulmadı, Vatan Hasreti Hâlâ Sürüyor

Tarih, yalnızca zaferleri değil, insanlığın vicdanında derin yaralar açan acıları da yazar. Türk dünyasının hafızasında silinmeyen en büyük acılardan biri ise Stalin döneminde yaşanan sürgünlerdir. Bu sürgünler, sadece insanların yerini değiştirmedi; aileleri parçaladı, umutları tüketti ve nesiller boyu sürecek bir vatan hasreti bıraktı.

Geçtiğimiz günlerde, ataları bu büyük acıyı yaşayan Karaçay Türkü dostumuz Davut Bici'yi ağırlama fırsatı buldum. Kendisine, Ahıska Türklerinin yaşadığı dramı anlattığım "Gurbette Kalan Sevda" adlı romanımı hediye ettim. Bu buluşma, bizleri ortak tarihimizin acı sayfalarında yeniden buluşturdu.

Çoğu insan Ahıska Türklerinin sürgününü bilir. Ancak Stalin'in Kafkasya'da ilk ölüm sürgününü uyguladığı milletin Karaçay Türkleri olduğu pek bilinmez. 7 Kasım 1943'te binlerce Karaçay Türkü, en ağır kış şartlarında hayvan vagonlarına doldurularak Kazakistan ve Kırgızistan bozkırlarına gönderildi. Açlık, hastalık ve soğuk nedeniyle binlerce insan yollarda hayatını kaybetti.

1957 yılında sürgün kararı kaldırıldığında Karaçay Türkleri 14 yıl sonra anavatanlarına dönebildi. Ancak dönenlerin sayısı, sürgüne gönderilen nüfusun ancak yüzde 70'ine ulaşabildi. Geriye kalan yüzde 30 ise sürgün yollarında toprağa düştü. Buna rağmen Karaçay Türkleri bugün kendilerini bahtlı görüyor. Çünkü en azından doğdukları topraklara kavuşabildiler.

Ne yazık ki Ahıska Türkleri için aynı tabloyu söylemek hâlâ mümkün değil.

14 Kasım 1944'te başlayan sürgünün üzerinden onlarca yıl geçti. Aradan nesiller değişti, dünyada sınırlar değişti, rejimler yıkıldı; ancak Ahıska Türklerinin vatan hasreti sona ermedi. Bu özlem yalnızca bir toprak parçasına duyulan hasret değildir. Bu, kimliğe, köklere ve hatıralara duyulan özlemdir.

Bugün Davut Bici gibi, atalarının yaşadığı acıları unutmadan geleceğe yürüyen insanlar görmek bizlere umut veriyor. Geçmişi unutmadan geleceği inşa etmek mümkündür. Çünkü tarihini unutan milletler, aynı acıları yeniden yaşamaya mahkûmdur.

Ben inanıyorum ki, nasıl Karaçay Türkleri yıllar sonra da olsa vatanlarına kavuştuysa, Ahıska Türklerinin de bir gün ata yurtlarına onurlu bir şekilde dönecekleri gün gelecektir. Bu sadece bir temenni değil, tarihî bir hakkın teslim edilmesidir.

Sürgünler unutulmamalıdır. Çünkü unutulan acılar, tekrar yaşanmaya mahkûmdur. Vatan hasreti ise ancak adalet yerini bulduğunda son bulacaktır.