☰
✕

TEFERRUAT DEDİLER, BİZ KALEM KALEM SORUYORUZ!

Bazı cümleler vardır…
İlk duyduğunuzda kulağa hoş gelir.
“İki yıl aidatlara zam yok.”
Güzel söz.
Üyenin cebini ilgilendiriyor. Elbette kulağa hoş geliyor.
Ama gazetecilik sadece kulağa hoş gelen cümleyi yazmak değildir.
Bir de arkasını sormaktır.
Mustafa Tuna’nın “iki yıl aidatlara zam yok” açıklamasının ardından, destekçilerinden Mustafa Mut’un da “Zam yok dediyse zam yok, gerisi teferruat” şeklindeki yorumu geldi.
İşte ben tam burada duruyorum.
Biz o teferruatı öğrenmek istiyoruz.
Çünkü hayatın kendisi zaten teferruattan ibaret.
Ben size çok basit, kendi hayatımdan bir örnek vereyim.
Geçen yıl eğitim öğretim yılı başında iki oğlumun okul masrafları için sadece kırtasiye alışverişine yaklaşık 10 bin lira verdim.
Bu yıl?
20 bin lira.
Bir oğlum lisede, diğer oğlum ilkokulda.
Daha çanta var, kıyafet var, ayakkabı var, servis var, okul ihtiyaçları var…
Yani geçen yıl 10 bin lira olan bir gider kalemi, bu yıl 20 bin liraya çıkmış.
Şimdi ben evimin bütçesini yaparken buna “teferruat” diyebilir miyim?
Diyemem.
Çünkü o teferruat, benim cebimden çıkan para.
Aynı hesap ticarette de geçerli.
Bir esnaf için elektrik faturası teferruat değildir.
Personel gideri teferruat değildir.
Akaryakıt teferruat değildir.
Bakım, teknoloji, yazılım, hizmet ve yatırım giderleri teferruat değildir.
Bunların tamamı hesabın kendisidir.
O zaman ALTSO için de aynı soruyu sormak hakkımız değil mi?
Aidatlar iki yıl boyunca artırılmayacaksa…
Personel giderleri ne olacak?
Elektrik ne olacak?
Akaryakıt ne olacak?
Teknoloji ve yazılım giderleri ne olacak?
Bakım giderleri ne olacak?
Yatırımlar ne olacak?
Bunlar da iki yıl boyunca sabit mi kalacak?
Kalacaksa nasıl?
Artacaksa aradaki fark nasıl karşılanacak?
İşte bizim sorduğumuz soru bu.
“Zam var mı, yok mu?” sorusundan daha önemli olan, “Bu işin hesabı nasıl yapılacak?” sorusudur.
Biz “aidata zam yapılsın” demiyoruz.
Tam tersine…
Üyenin cebinden daha az para çıkacaksa bunun nasıl sürdürüleceğini bilmek istiyoruz.
Çünkü bir söz veriliyorsa, o sözün arkasındaki plan da anlatılmalı.
Benim gazetecilik anlayışım bu.
Lafı alırım, arkasındaki hesabı sorarım.
Hele konu binlerce iş insanını ilgilendiriyorsa, kusura bakılmasın…
Kalem kalem sorarım.
Çünkü iş dünyasında herkes bilir:
Gelir sabit kalırken giderler artıyorsa bir yerde hesap yapmak zorundasınız.
Ya tasarruf edeceksiniz…
Ya yeni gelir yaratacaksınız…
Ya bazı harcamaları yeniden planlayacaksınız…
Ya da başka bir çözüm bulacaksınız.
Bunun adı teferruat değil.
Bunun adı bütçedir.
O nedenle Sayın Mustafa Tuna’ya açıkça soruyorum:
İki yıl aidatlara zam yapılmayacaksa, iki yıllık mali planınız nedir?
Gelir-gider hesabınız hazır mı?
Tasarruf nereden yapılacak?
Yeni gelir kaynakları neler olacak?
Yatırımlar devam edecek mi?
Üyelere hangi hizmetler sunulacak?
Bunları bilmek istiyoruz.
Çünkü üyeler sadece “aidat ne kadar olacak?” diye sormuyor.
Aynı zamanda:
“Ödediğim paranın karşılığında nasıl bir oda göreceğim?” diye de soruyor.
Mustafa Tuna “zam yok” dedi.
Destekçisi “gerisi teferruat” dedi.
Ben de gazeteci olarak diyorum ki:
Peki…
Biz o teferruatı öğrenmek istiyoruz.
Çünkü benim evimde iki çocuğun kırtasiye masrafı bir yılda 10 bin liradan 20 bin liraya çıkıyorsa, hiçbir anne-baba ya da baba bunun hesabını “teferruat” deyip geçemez.
Esnaf da geçemez.
İş insanı da geçemez.
Gazeteci hiç geçemez.
Biz kimsenin sözünü küçümsemiyoruz.
Sadece verilen sözün hesabını soruyoruz.
Hem de lafla değil…
Kalem kalem.
Rakam rakam.
Hesap hesap.
Çünkü bazen bir cümlenin en önemli kısmı, insanların “teferruat” dediği yerdedir.
Ve biz gazeteciler tam da oraya bakarız.
Teferruat dediniz ya…
Biz o teferruatı öğrenmek istiyoruz...