Osman Tarık Özçelik göreve geldiğinde en çok konuşulan cümlelerden biri şuydu:
“Kenti yavaşlatacağız.”
Bu söz ilk duyulduğunda bazı kesimler bunu olumlu okudu.
Yani plansız büyümenin frenleneceği, düzensizliğin toparlanacağı, belediyeciliğin daha kontrollü yapılacağı düşünüldü.
Kâğıt üzerinde bakınca kulağa mantıklı gelen bir yaklaşım gibi duruyordu.
Ama belediyecilikte niyet kadar uygulama da önemlidir.
Bugün iki yılın sonunda dönüp sahaya baktığımızda, bu “yavaşlatma” söyleminin şehirde planlı bir dönüşümden çok, hayatın ritmini düşüren bir tabloya dönüştüğü yönünde güçlü bir kanaat oluşmuş durumda.
Vatandaşın önemli bir kısmı şunu hissediyor:
Şehir düzenli şekilde sakinleşmedi…
Şehir adeta hantallaştı.
Bunu sadece siyasi muhalifler söylemiyor.
Bunu çarşıdaki esnaf söylüyor.
Yolda bekleyen sürücü söylüyor.
Mahallesindeki hizmetin geciktiğini gören vatandaş söylüyor.
Turizm sezonuna hazırlanırken kentin görüntüsünden endişe duyan sektör temsilcileri söylüyor.
Sosyal medya paylaşımlarında ve yapılan yorumlarda bu konu sıkça dile getiriliyor.
Alanya gibi yaşayan, hareket eden, nefes alan bir şehirde belediyecilik çok hassas bir dengedir. Terazinin kefelerini de ona göre ayarlamak gerekir.
Siz hem düzen kuracaksınız hem de şehrin akışını bozmayacaksınız.
Hem altyapıyı yapacaksınız hem de üstyapıyı ihmal etmeyeceksiniz.
Hem uzun vadeli düşüneceksiniz hem de günlük hayatı felç etmeyeceksiniz.
İşte tam da burada Özçelik yönetiminin en çok eleştirildiği alan ortaya çıkıyor.
Çünkü şehirde son iki yılda birçok noktada vatandaşın gözüne çarpan görüntü şu oldu:
Çöp var.
Çamur var.
Çukur var.
Bitmeyen iş var.
Başlayan ama tamamlanmayan süreç var.
Üstelik bu görüntüler artık sadece arka mahallelerin meselesi değil.
Kentin vitrini sayılan noktalarda da aynı eleştiri dillendiriliyor.
Alanya turizm kentidir.
Bu şehir sadece burada yaşayanların değil, burada tatil yapanların da gözünden puan alır.
Siz ana arterde, merkezi noktada, turistik bölgede, yoğun kullanılan alanlarda dağınık bir görüntü verirseniz; bu sadece belediye hizmeti tartışması olmaz, aynı zamanda şehir imajı tartışması olur.
Şunu açık söyleyeyim:
Bir belediye başkanının en büyük şansı da en büyük riski de beklentidir.
Osman Tarık Özçelik büyük beklentiyle geldi.
Daha kurumsal, daha disiplinli, daha teknik, daha planlı bir yönetim vaadi sundu.
Dolayısıyla vatandaşın beklentisi de sıradan değildi.
İnsanlar sadece yönetim değişikliği değil, şehirde gözle görülür toparlanma bekledi.
Ama şu anda kamuoyundaki yaygın hissiyat şu:
Belediye kendini anlatıyor, vatandaş ise yaşadığını anlatıyor.
Ve bu iki anlatım arasında fark büyüyor.
Şurası da doğru:
Her yönetim devraldığı yapının ağırlığını taşır.
Borç olur, dağınıklık olur, eksik işler olur.
Bunlar elbette hesaba katılır.
Ama iki yılın sonunda artık belediyenin sürekli geçmişe işaret etmesinden çok, bugünü yönetme kapasitesine bakılır.
Bugün Alanya’da asıl tartışma budur:
Belediye gerçekten toparlanıyor mu?
Yoksa toparlanma anlatısı, sahadaki yavaşlığın mazeretine mi dönüşüyor?
İşte üçüncü yılın kapısında en belirleyici soru tam olarak budur.
Devamı yarın…
Borç Söylemi, Satılan Arsalar, Toplanan Gelirler: Madem Kaynak Var, Sonuç Neden Yok?