Bir belediyeyi değerlendirirken en zor ama en gerekli başlıklardan biri mali tablodur.
Çünkü belediyecilik sadece yol yapmakla değil, o yolu hangi bütçeyle, hangi planla, hangi öncelikle yaptığınızla da ilgilidir.
Osman Tarık Özçelik yönetimi göreve geldiğinden bu yana en sık kurduğu cümlelerden biri mali disiplin oldu.
Özçelik, seçim döneminde yaptığı açıklamalarda çoğu zaman belediyeyi, altı delinmiş kovaya benzetmişti. Deliklerin tıkanmasıyla birlikte baştan aşağıya tıkır tıkır işleyen ve sorunların çoğunun ortadan kalkıp, Alanya’yı her yönden marka kent haline getireceklerine vurgu yapmıştı.
Borç yükü vurgulandı.
Geçmiş dönemden kalan mali tablo sık sık gündeme taşındı.
Belediyenin ayağını yere sağlam bastırma ihtiyacı anlatıldı.
Tamam…
Bunların hepsi anlaşılır.
Bir yönetim kasaya bakmadan hizmet üretemez.
Bu işin gerçekle bağı vardır.
Ama burada kamuoyunun sormakta haklı olduğu başka bir soru daha var:
Madem bu kadar gelir üretiliyor, madem çeşitli kaynaklar devreye alınıyor, madem bazı taşınmaz satışları yapılıyor, madem belli kalemlerde ciddi hareket var…
O zaman borç neden hâlâ en büyük savunma cümlesi olarak ortada duruyor?
Bu soru küçümsenemez.
Çünkü vatandaş bütçe cetvelini kalem kalem okumasa da sonucu hisseder.
Eğer belediye sürekli “borç ödüyoruz” diyorsa, vatandaş doğal olarak şuna bakar:
Peki, o zaman neden hizmette bu kadar aksama var?
Neden şehirde dağınık görüntü sürüyor?
Neden projelerin önemli kısmı ya tartışmalı ya da yarım hissediliyor?
Neden hâlâ belediyenin en güçlü cümlesi tamamlanan iş değil, açıklanan gerekçe oluyor?
Üstelik son dönemde spor tesisleri, etkinlik projeleri, tanıtım başlıkları ve turizm üzerinden konuşulan bazı harcamalar da kamuoyunda ayrıca tartışıldı.
Kimse şunu demiyor:
Şehir tanıtımı yapılmasın.
Spor yatırımı olmasın.
Etkinlik düzenlenmesin.
Tam tersine, Alanya’nın bunlara ihtiyacı var.
Ama şu da bir gerçek:
Temel belediyecilik aksarken, vitrin projeler her zaman daha sert sorgulanır.
Vatandaş önce ayağının bastığı yere bakar.
Yolu bozuksa, çamur içindeyse, şehir dağınıksa, altyapı kazısı bitmiyorsa; siz ne kadar büyük vizyon cümlesi kurarsanız kurun, önce temel hizmet sorusu gelir.
Bu yüzden Osman Tarık Özçelik yönetiminin önündeki en ciddi sınavlardan biri sadece “borç vardı” demek değil, şu soruya açık cevap vermektir:
İki yılın sonunda belediyenin mali yapısında somut olarak ne düzeldi?
Borç yükü hangi seviyeye indi ya da çıktı?
Satılan taşınmazlar, toplanan gelirler, yapılan tasarruflar hangi neticeyi doğurdu?
Vatandaş bunun karşılığını şehirde neden güçlü şekilde hissedemiyor?
Bakın, belediyecilikte güven sadece hizmetle değil, mali şeffaflıkla da oluşur.
Eğer siz sürekli geçmiş dönemin mali yükünü anlatıyorsanız, vatandaş bir noktadan sonra dönüp bugünkü tablonun da hesabını ister.
Bu da en doğal hakkıdır.
Çünkü belediye bütçesi, belediye başkanının şahsi bütçesi değildir.
Bu şehirde yaşayan herkesin ortak kaynağıdır.
O yüzden Osman Tarık Özçelik’in üçüncü yılında en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, daha net, daha anlaşılır, daha elle tutulur bir mali sonuç tablosudur.
Yoksa “borç ödüyoruz” cümlesi bir yerden sonra açıklama olmaktan çıkar, alışkanlığa dönüşür.
Ve siyaset, tekrar eden mazeretleri sevmez.
Devamı yarın…
Yollar, Kazılar, Kaçak Yapı Tartışmaları ve Kültürel Gerilimler: Belediye Nerede Güç Kaybetti?