Alanya’da sabah zil çalmadı belki ama hayatın başka kapıları da sessizce kapandı.
Öğretmenler iş bıraktı…
Peki ya hayat?
Bir günlüğüne bile olsa okula gitmeyen bir öğrencinin eksikliği, sadece bir sıranın boş kalması değildir. O boşluk, zincirleme bir etkiyle çarşıya, sokağa, esnafa kadar uzanır.
Sabahın erken saatlerinde okul önünde tezgâh açan simitçi, tostçu, kantin tedarikçisi… Dün geceden hazırlığını yaptı. Ekmek alındı, malzeme dizildi, çay demlendi. Ama o beklenen kalabalık gelmedi. Çünkü o çocuklar bugün okulda değil.
Bir grev kararı…
Ama etkisi sadece sınıfla sınırlı değil.
Anne çalışıyor, baba çalışıyor…
Peki çocuk nerede?
Veliler sabahın köründe ikiye bölündü.
“İşe mi gideyim, çocuğu mu bırakayım?” sorusu, belki de bugünün en ağır yükü oldu.
Kimi komşuya bıraktı, kimi izin aldı, kimi çaresizce çocuğunu da alıp işe gitti.
Ve esnaf…
Okul çevresinde dönen küçük ekonomiler vardır; kimsenin görmediği ama herkesin parçası olduğu bir düzen.
Bir gün okul olmazsa, o gün kazanç da olmaz.
Bir gün kazanç olmazsa, o gün umut biraz daha eksilir.
Ama burada bir gerçeği de görmezden gelmeyelim:
Bu tablonun sebebi öğretmenler değil.
Öğretmenler, “okulda can güvenliği istiyoruz” diyor.
“Şiddet artık kapıdan içeri girdi” diyor.
Ve aslında herkes için, o çocuklar için, o veliler için, o esnaf için daha güvenli bir gelecek talep ediyor.
Yani mesele sadece bir grev değil…
Mesele, bir sistemin alarm vermesi.
Bugün okul kapandı belki…
Ama aslında açılması gereken çok daha büyük bir konu var:
Güvenlik.
Planlama.
Ve en önemlisi… kimsenin hesaba katmadığı o görünmeyen hayatlar.
Çünkü bir gün okul durursa,
şehir de biraz durur.