Eray Erdem’in seçim ofisi, yalnızca bir seçim merkezi değil; Türkiye’nin dört bir yanından gelip Alanya’da hayat kuran insanların buluştuğu bir adres.
Biri bana, “Türkiye’nin renklerini, insanını, kültürel zenginliğini ve birleştirici ruhunu tek bir tabloda göster” dese, hiç düşünmeden Alanya Ticaret ve Sanayi Odası (ALTSO) Başkanı ve yeni dönem başkan adayı Eray Erdem’in seçim ofisini işaret ederim.
Sosyal medyadan takip ettiğim, fırsat buldukça da uğrayıp atmosferini yakından gözlemlediğim bu ofis, bana göre dört duvardan ibaret bir seçim merkezi değil. Türkiye’nin farklı bölgelerinden gelip Alanya’yı kendine yuva edinmiş insanların aynı masa etrafında buluştuğu bir adres.
Kimi Karadeniz’den, kimi Doğu Anadolu’dan, kimi İç Anadolu’dan, kimi de Ege’den, Marmara’dan gelmiş. Farklı şehirlerin kültürleri, farklı yaşam hikâyeleri ve farklı ticari deneyimler aynı çatı altında buluşuyor.
Peki, onları bir araya getiren ne?
Alanya’ya duydukları sevgi, bu kentte kurdukları hayat ve ortak geleceklerine ilişkin beklentileri.
İşte benim “Büyük Türkiye tablosu” dediğim şey tam da bu.
OKURCALAR’DAN DEMİRTAŞ’A, 102 MAHALLENİN ORTAK NOKTASI
Bu birliktelik yalnızca Türkiye’nin farklı illerinden gelen insanlarla da sınırlı değil.
Alanya’nın batısındaki Okurcalar’dan doğusundaki Demirtaş’a, merkez mahallelerden uzak yerleşimlere kadar kentin farklı noktalarından esnaf, tüccar ve iş insanları seçim ofisinde bir araya geliyor.
Avsallar, Konaklı, Payallar, Mahmutlar, Kestel, Oba ve daha nice mahalleden insanların aynı ortamda buluşması, Alanya’nın ne kadar geniş ve renkli bir toplumsal yapıya sahip olduğunu gösteriyor.
Elbette bir seçim ofisindeki kalabalık, tek başına sandığın sonucunu göstermez. Ancak o kalabalığın içinde farklı bölgelerden, farklı meslek gruplarından ve farklı çevrelerden insanların bulunması, üzerinde durulması gereken bir tablodur.
Çünkü Alanya’yı Alanya yapan yalnızca denizi, turizmi ve doğal güzellikleri değil; bu kente yıllar içinde emek veren, iş kuran, istihdam sağlayan ve çocuklarının geleceğini burada şekillendiren insanlardır.
Bir kentin gerçek zenginliği de işte bu insan çeşitliliğinde saklıdır.
40 YILLIK ALANYA TANIKLIĞIMLA SÖYLÜYORUM
Dile kolay, 40 yıldır Alanya’dayım.
Çocukluğum, gençliğim, sevinçlerim, acılarım, alın terim ve anılarım bu kentle iç içe geçti. Hayatımın çok önemli bir bölümünü bu topraklarda yaşadım. Beni yakından tanıyanlar, özellikle yıllardır birlikte yaşadığımız Alanyalı dostlarım, bu kente duyduğum bağlılığı bilir.
Kendimi Alanya’ya ait hissediyorum. Bu kentin denizine, taşına, toprağına, insanına ve geleceğine gönülden bağlıyım.
Bu nedenle Alanya’da yaşayan insanların hikâyelerine baktığımda, nerede doğduklarından önce burada nasıl bir hayat kurduklarına dikkat ederim.
Bir insan düşünün…
Yıllar önce memleketinden çıkıp Alanya’ya geliyor. Burada çalışıyor, iş kuruyor, evleniyor, çocuk sahibi oluyor. Çocukları bu kentte okula gidiyor. Vergisini burada ödüyor, çalışanlarına burada ekmek veriyor, geleceğini burada kuruyor.
Şimdi o insana dönüp “Sen nerelisin?” diye sorduğunuzda, vereceği cevap kadar yüreğinde taşıdığı aidiyet de önemlidir.
Çünkü insan bazen doğduğu yere özlem duyar ama hayatını kurduğu yere de gönülden bağlanır.
Doğduğumuz yer başka olabilir; fakat doyduğumuz, büyüdüğümüz, evlatlarımızı yetiştirdiğimiz ve geleceğimizi kurduğumuz yer de bizim evimizdir.
Alanya’nın farklı bölgelerinden ve Türkiye’nin dört bir yanından gelen insanları aynı çatı altında buluşturan düşüncenin temelinde de bu anlayış yatıyor.

ERAY ERDEM’İ DEĞERLENDİRİRKEN SADECE BUGÜNE BAKMAM
Eray Erdem ismini değerlendirirken yalnızca bugünkü seçim sürecine ya da seçim ofisindeki hareketliliğe bakmak yeterli olmaz.
Bir insanın yaşadığı kente katkısını anlamak için geçmişine, üstlendiği sorumluluklara ve ortaya koyduğu çalışmalara da bakmak gerekir.
Eğitim, bir kentin geleceğini belirleyen en önemli alanlardan biri. Eray Erdem’in eğitim alanındaki hayırsever katkıları ve yaptırdığı okul, bu açıdan üzerinde durulması gereken çalışmalar arasında yer alıyor. Çünkü eğitime yapılan yatırım, yalnızca bugünün değil, yarının da meselesidir.
Alanyaspor geçmişi de Erdem’in kentle kurduğu ilişkinin bir başka boyutunu oluşturuyor. Kulüpte 20 yılı aşkın süre yöneticilik yapmış olması, sporun ve Alanyaspor’un kent yaşamındaki önemini değerlendirmek açısından dikkate değer.
Alanyaspor, bu şehrin yalnızca bir futbol takımı değildir. Aynı zamanda kent aidiyetinin, ortak heyecanın ve dayanışmanın sembollerinden biridir.
Elbette bir kişinin geçmişte yaptığı çalışmalar, gelecekte yapacağı her şeyin garantisi değildir. Ancak geçmişte üstlenilen sorumluluklar, ortaya konan emek ve kente sağlanan katkılar, bir yöneticiyi değerlendirirken göz ardı edilemeyecek unsurlardır.
Benim üzerinde durduğum nokta da budur: İsimlerden çok, yapılan işlere ve geride bırakılan izlere bakmak.
GAZETECİLİKTE KAPI KADAR, SORULARA VERİLEN CEVAPLAR DA ÖNEMLİDİR
Bu yazıyı okuyan bazı dostlarımızın aklına şu soru gelebilir:
“Hüseyin, neden Eray Erdem’in seçim ofisine daha sık gidiyorsun da diğer başkan adayı Mustafa Tuna’nın ofisinde aynı sıklıkta görünmüyorsun?”
Bu soruya açık yüreklilikle cevap vermek isterim.
Mustafa Tuna’nın yanında bulunan, yıllardır tanıdığım ve değer verdiğim dostlarım, ağabeylerim var. Onlarla kişisel ilişkilerim ayrı, gazetecilik mesleğimin gereklilikleri ayrıdır.
Ben gazetecilik mesleğinde 35 yılı geride bırakmış biriyim. Bu meslekte öğrendiğim en önemli şeylerden biri şudur: Gazetecinin görevi, kişisel yakınlıklarına göre değil, kamuoyunun haber alma hakkına göre hareket etmektir.
Bir adayın projelerini, hedeflerini ve iddialarını kamuoyuna aktarabilmek için kendisine soru sorabilmek gerekir. Üstelik yalnızca kolay soruları değil, cevaplanması gereken zor soruları da sorabilmek…
Benim açımdan mesele, kimin kapısının daha açık göründüğünden ibaret değil. Asıl mesele, gazetecinin karşısına çıkıp sorulara cevap vermek, eleştirilere açıklık göstermek ve kamuoyunu bilgilendirmektir.
Bu seçim sürecinde Eray Erdem’in basın mensuplarıyla bir araya geldiği, soruları yanıtladığı ve projelerini anlattığı toplantılara tanıklık ettim. Bu iletişim biçimini gazetecilik açısından önemli buluyorum.
Mustafa Tuna cephesinde ise benim gözlemim, aynı formatta açık bir soru-cevap toplantısı yapılmadı. Gazetecilerle bir araya gelmedi. Sorularımızı soramadık. Telefon açtık bari dedik canlı yayına çıkmıyorsunuz canlı telefon bağlantısı yapalım dedik, kocaman HAYIR.
Burada kişisel bir hesaplaşma yürütmüyorum. Gazeteciliğin temel bir gereğini hatırlatıyorum: Kamuoyunun önüne çıkan herkes, kendisine yöneltilen sorulara cevap vermeye hazır olmalıdır.
Çünkü basın toplantısı, yalnızca adayın konuştuğu bir kürsü değildir. Gazetecinin sorduğu soruyla vatandaşın merak ettiği konuyu gündeme taşıdığı bir platformdur.
Bir adayın kendisini anlatması önemlidir; gazetecinin soru sorabilmesi ise kamuoyunun doğru bilgiye ulaşması için vazgeçilmezdir.
Nitekim Mustafa Tuna’nın yanında yer alan ve çok değer verdiğim dostlarıma dahi bu durumu anlattığımda; "Tuna biz gazetecilerle soru-cevap bir araya geldi mi?" tabiki gelmedi diye sorduğumda, hepsi de başını öne eğip "Evet Hüseyin, sonuna kadar haklısın" demek durumunda kaldılar. Bizde bir adet vardır gelene gidilir. Eray bey davet etti gitti, Mustafa Tuna bey de davet etseydi giderdik ama olmadı. Bizler simitçi değil, gazeteciyiz...
ALANYA, NÜFUSUNDAN DAHA BÜYÜK BİR EKONOMİK HİKÂYE
Alanya’yı değerlendirirken yalnızca nüfus rakamlarına bakmak da yeterli değildir.
Turizm, tarım, ticaret, inşaat, hizmet sektörü, ihracat ve istihdam… Bütün bu alanlar, kentin ekonomik gücünü oluşturan temel unsurlardır.
Yılın belirli dönemlerinde nüfus ve hareketlilik önemli ölçüde artarken, kentin esnafı ve işletmeleri çok daha geniş bir insan kitlesine hizmet veriyor. Bu durum hem büyük fırsatlar yaratıyor hem de ciddi sorumluluklar getiriyor.
Böyle bir ekonomik yapıyı yönetmek, yalnızca bir kurumun günlük işlerini yürütmekten ibaret değildir. İş dünyasının beklentilerini anlamak, sektörler arasındaki sorunları görmek, üyelerin taleplerini takip etmek ve Alanya’nın geleceğine yönelik ortak bir yaklaşım geliştirmek gerekir.
ALTSO’nun önemi de burada ortaya çıkıyor.
Oda, yalnızca ticaret yapan insanların bir araya geldiği bir kurum değil; farklı sektörlerin beklentilerinin konuşulduğu, sorunların dile getirildiği ve çözüm arayışlarının şekillendiği bir yapıdır.
Bu nedenle ALTSO seçimleri, başkanlık koltuğuna kimin oturacağından çok daha geniş bir anlam taşıyor.
Asıl mesele, Alanya iş dünyasının önümüzdeki dönemde nasıl temsil edileceği ve kentin ekonomik potansiyelinin nasıl değerlendirileceğidir.
AYRIŞTIRAN DEĞİL, ORTAK NOKTADA BULUŞTURAN BİR YÖNETİM
Alanya’nın ihtiyaç duyduğu şey, yalnızca güçlü bir yönetim değil; farklı kesimleri dinleyebilen, ortak sorunlara çözüm arayabilen ve üyeler arasında ayrım gözetmeden hareket edebilen bir yönetim anlayışıdır.
Çünkü bu kentte turizmciyle çiftçinin, küçük esnafla büyük işletmenin, üreticiyle ihracatçının beklentileri her zaman aynı olmayabilir.
Önemli olan, bu farklılıkları yok saymak değil, ortak bir zeminde buluşturabilmektir.
Bir meslek komitesinin talebiyle başka bir sektörün beklentisi çatışabilir. Bir işletmenin yaşadığı sorun, diğerinin gündeminde olmayabilir. İşte bu noktada yöneticilik, yalnızca karar vermek değil, dinlemek ve uzlaştırmak anlamına gelir.
Eray Erdem’in seçim ofisinde gördüğüm farklı çevrelerden insanların bir araya gelmesi, bu açıdan benim dikkatimi çekiyor. Bu görüntüyü bir seçim sonucunun garantisi olarak değil, Alanya’nın farklı kesimlerini ortak bir zeminde buluşturma çabasının göstergelerinden biri olarak değerlendiriyorum.
Bunun sandığa nasıl yansıyacağını ise elbette ALTSO üyelerinin tercihi belirleyecek.
10 EKİM’DE SADECE İSİMLER DEĞİL, YÖNETİM ANLAYIŞLARI DA YARIŞACAK
10 Ekim 2026 Cumartesi günü Alanya Ticaret ve Sanayi Odası organ seçimleri için sandık başına gidilecek.
Üyeler tercihlerini yaparken yalnızca adayların isimlerini değil, ortaya koydukları projeleri, geçmiş çalışmalarını, iletişim biçimlerini ve gelecek için sundukları yaklaşımı da değerlendirecek.
Benim 40 yıllık Alanya tanıklığımdan çıkardığım sonuç şu: Bu kentin en büyük gücü, farklı yerlerden gelen insanları ortak bir gelecek etrafında buluşturabilmesidir.
Alanya’yı büyüten, yalnızca burada doğanlar değil; buraya emek veren, yatırım yapan, üreten, istihdam sağlayan ve bu kenti evi olarak gören herkestir.
Eray Erdem’in seçim ofisinde gördüğüm tablo da bana bu gerçeği hatırlatıyor. Türkiye’nin farklı renkleri, Alanya’nın farklı mahalleleri ve iş dünyasının farklı kesimleri aynı yerde buluşuyor.
Bu buluşmanın seçim sonucuna nasıl yansıyacağını zaman gösterecek. Ancak Alanya’nın geleceğini belirleyecek yönetim anlayışının, farklılıkları ayrışma nedeni değil, ortak bir zenginlik olarak görmesi gerektiğine inanıyorum.
Çünkü mesele yalnızca bir başkanlık seçimi değil; Alanya’nın ticaretini, üretimini, istihdamını ve geleceğini kimin, nasıl temsil edeceği meselesidir.
Sandıktan hangi sonuç çıkarsa çıksın, kazananın Alanya olması en büyük temennimizdir.
Alanya’nın insanına, esnafına, üreticisine ve bu kente gönül veren herkese hayırlı olsun.